Skip to content Skip to left sidebar Skip to right sidebar Skip to footer

Slayt

Cunda Ritüelleri

Cunda Ritüelleri (Bir Blog Yazısında Cunda)
Yıllardır Cunda’ya giderim. Hatırladığım ilk çocukluk anılarımı bünyesinde barındırır Cunda; metrekare başına 10 kedi düşen adada bir tanesini bağrıma basıcam derken kendisi tarafından tırmalanışım, dünyanın en dandik oyuncaklarından biri için dans eden bebeği bir kenara itip saatlerce ağlayışım, tıngır mıngır giden buzlu badem arabaları ve daha bir çok şey. Yani, sırt çantalı gezginler Cunda’nın C’sini bilmezken, ben oradaydım. Bunu övündüğüm için söylemiyorum, sadece pek misafirperver sayılmam.  (daha&helliip;)

Türkiye’nin en Egeli adası: Cunda

Türkiye’nin en Egeli adası: Cunda

 

Cunda veya kimsenin kullanmayı sevmediği resmi adıyla Alibey Adası, Türkiye’nin açık ara en “Egeli” adası. Ayvalık’ın hemen karşısında. Sonradan yapılan kara bağlantısı sayesinde araçla gitmek mümkün ama unutmayın en güzeli (daha&helliip;)

Mis Kokulu Ada (Moshinos): Cunda

 

      Eski taş evleri, Arnavut kaldırımlı dar sokaklarıyla Adası daha adım attıkları ilk anda ziyaretçilerini kendine bağlıyor.. ile adadan ayrılan Rumların kültürlerinin izleri  bu sokaklarda hala yaşıyor. Gül kurusu rengindeki sarmısak taşından yapılmış bu eski Rum evlerinden birini alıp aslına uygun olarak restore edip hem orda yaşayıp hem de ufak bir butik otel olarak işletme hayalleri kurarak dolaşıyorum sokaklarında.

      Kapılarda gördüğüm tarihler çok eski…1852 dahi görüyorum. Sakin, yavaş akan bir zamanda yol alıyorum, ağır ağır çıkıyorum asırlık taşlarla döşeli tatlı yokuşlardan. Eski evlerin bir çoğu kaderlerine terkedilmiş, kapılarına kilit vurulmus, tahtalar çakılmış. İçinde yaşayan birileri olanlar ise özellikle değişik değişik kapıları ,kapı tokmak
ları, işlemeleri ve bakımlılıkları ile dikkat çekiyor. Bir kez daha imreniyorum onlara.
      Cunda adasında Rumlardan kalma pek çok  ve kilise var.  boyunca geçirdikleri depremlerden ve bakımsızlıktan ötürü bunlardan sadece 3’ü gezilebilecek durumda.  Manastırı adanın Pateriça denen kısmında yer alıyor. Taksiyarhis Kilisesi ise biz gittiğimizde onarımdaydı.
      Yürüye yürüye çıkıyoruz en tepede bulunan ve bir zamanlar değirmen olan kütüphaneye.İçinde çok değerli eserler olan kütüphane Rahmi Koç tarafından yaptırılmış, bahçesinde bir kafeterya mevcut. Tüm manzara ayaklarımızın altında . Hem ’ı hem de adanın arka tarafında kalan diğer irili ufaklı adaları görebiliyoruz. Buraya aşıklar tepesi adı verilmiş. Bu eşsiz manzarayı seyretmek için verdiğimiz moladan sonra tekrar taş sokaklardan inişe geçiyoruz.
     Akşam olunca taze balık ve deniz ürünleri yiyebileceğimiz bir çok retauranttan birinde oturup yöreye özel tatları deneyebilirsiniz. Deniz kenarında oturup karşı yakadaki İda dağlarından gelen biraz deniz, biraz yaban çiçeği, biraz da yosun  kokusunu içinize çekip, Ayvalık ışıklarını seyrederek ve yörenin zeytinlerinden imal edilmiş halis zeytinyağıyla Ege’ye has otlardan yapılmış salatalarınızı, mezelerinizi, denizden taze tutulmuş papalinanızı,barbununuzu,sardalya, iskorpit yahut levreğinizi afiyetle yiyebilirsiniz. Ya da bizim gibi şansınız varsa bir tanıdığınızın teknesi ile kendi balığınızı tutup güneş bulutları kızıla boyarken limana çekip teknenin arkasında kızartıp yiyebilirsiniz.
      Fotoğraf, yürüyüş, keşif ve Ege lezzetleri dolu günün tatlı yorgunluğu ile adayı karaya bağlayan ve sonradan yapılmış olan Türkiye’nin ilk boğaz köprüsünden geçerek Ayvalık’a geri dönüyoruz tekrar bu havayı soluyabileceğimiz günün şimdiden hasretini çekerek….Berna AKCAN